Bir müzisyen neden delirmez?
“Sahibinden satılık bir şarkıcı konuşuyor. Hoş geldiniz!”
Güney Marlen son albümü “Sahibinden Satılık Şarkıcı”yı ve albümün ilk şarkısı “Yaşanılan Her Şey”i bu sözlerle açıyor.
Koronavirüs pandemisinin küresel ölçüde en çok etkilediği sektörlerden birisi de sanat. Müzeler, galeriler, sinema ve tiyatro salonları, konser mekanları çok uzun bir süre bütün dünyada kapalı kaldı. Sinema ve TV nispeten evlerden hayatlarına devam edebildi. Ancak başta tiyatro ve müzik tabiri caizse kan ağladı. Özellikle tiyatroda birçok sanatçının işini bıraktığını bizzat biliyorum. Müzisyenler ev stüdyolarından işlerini kaydedip yayımladılar. Ama kısıtlı telif gelirleri onları geçindirmeye yetmedi. Çoğunlukla birikimlerinden tükettiler.

Birleşik Krallık’ta müzik endüstrisini temsil eden şemsiye kuruluş UK Music tarafından 2021’de yayımlanan ve ülkede müziğin pandemiden nasıl etkilendiğini araştıran bir çalışmaya göre, sektörde her üç işten biri kaybedildi. 2019’da 197 bin kişilik tüm zamanların en yüksek seviyesinde olan istihdam seviyesi 2020’de yüzde 35 azaldı ve 128 bine düştü.
Uzun lafın kısası Birleşik Krallık gibi müziğin merkezi bir ülkede bile müzisyenler büyük kayıplara uğradı. Para kaybettiler, iş kaybettiler ve daha da önemlisi motivasyon kaybettiler. Bu Türkiye gibi müziğin aslında herhangi bir zamanda zaten kesintiye uğrayabildiği bir ülkede ölçülemez bir tablo sunuyor. Çünkü ülkede müzik sektörü emekçilerinin (sesçi, ışıkçı, orkestra, mekan çalışanlar vs.) zaten güvencesiz ve kayıt dışı çalışıyor.
Söz yazarı ve şarkıcı Güney Marlen, bu ölçülemez durumun farkında. Ve son albümü ile de bunu dinleyicisine hissettirme derdinde. Fakat bu sadece bir hissediş ya da mesaj verme kaygısından çok, “Bakın işler gerçekten çok boktan gitti” çığlığı. Müzisyenlerin albüm yayımlamadığı, dijital platform algoritmaları ve listelerinde devamlı kalabilmek için single’larla tek şarkılık hikayeler anlattığı dönemde Güney Marlen, büyük bir kompozisyon sunuyor.
Bir önceki albümü “Muhteşem Yalnızlık” başta olmak üzere Güney Marlen zaten şarkı sözü yazarlığı ve besteciliğinde rüştünü çoktan ispatlamıştı. “Sahibinden Satılık Şarkıcı” albümüyle beraber şarkı sözlerinde, storytelling ve satir olma konularında da vites artırıyor.
Bu dönemde albüm çıkarması bile başlı başına bir şey anlatırken, albüm baştan sona bir müzisyenin yeraltı/yerüstü dengesini, dahası da yaşamını sorguluyor. Parlak ışıklar altında, renkli kıyafetleri ve bütün endamlarıyla müzisyenler yerüstünden size bol bol gülüyor ve güneş vadediyor. Ama evlerinin köşesinde duran enstrümanı satmak zorunda kaldıkları o yuvaları ise yeraltının en altında. O karanlık yeraltı sahnesinden, sokağa, ardından da sahneye çıkması o denli kolay olmuyor.
Güney Marlen bu albümle birlikte yeraltı-yerüstü yolculuğu ile, daha da çok düzenle alay ediyor. “Böyle olmaz” diyor. Ya da artık unuttuğumuz Ortaçgilvari sözleriyle “bu iş çok zor yonca” diyor. Ama bunu derken de estetik kaygılarından bir an bile olsun vazgeçmiyor. Yoksul gecekonduların, derme çatma köy evlerinin akıl almaz güzel kanaviçeleri, iğne oyaları gibi.
“Yaşamak güzel be, kırılan kalplerle!”
Güney Marlen’in şarkı sözleri onun ne kadar politik bir şarkıcı olduğunu gösterir ki onu takip edenler de bilir. Anlattığı aşk hikayeleri bile kendine has bir dile sahip. Onun aşkında hasret, sevgi ve özlem kadar ezilmişliği, sinmişliği, yalnızlığı da var. Bu yalnzılık da günümüzün mecburiyetlerinden. Ama Marlen epeydir yepyeni şeyler deneyerek aslında müziğinin de politik olduğunu gösteriyor. Bu albümde söylediği “Sıççam Bu Düzene” şarkısı da onlardan bir tanesi. Daha önce bazı örneklerini sunmuştu ama Marlen bu şarkıda bütün müzik kariyerinin dışında bir şekilde Rap söylüyor. Üstelik sözleri de bahsini ettiğim satirizmin güzel örneklerini taşıyor.
Güney Marlen, yüz binlerce dinlenmeyeceğini bilse de tarihe bugünlere dair çok beynelmilel bir not düşüyor. Bir sanatçının ya da daha da özelinde bir müzisyenin işine, yeteneklerine bu kadar bağlı olup, işini yaparken nasıl da “deliremediğini” bir hayli ironik biçimde anlatıyor.

Zamansız
Bu haftanın en sevindirici müzik haberlerinden bir tanesi Çağrı Sinci ve Farazi’nin “Zaman Sinekleri” albümü oldu.
Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Zannediyorum ki bu albümü şimdiden Türkçe Rap müziğin klasikleri arasında saymamız lazım.
Çağrı Sinci nevi şahsına münhasır bir tarza sahip. Uzunca zamandır yaptığı her işi yakından izliyorum. Saian ile “Göğe Bakmak İçin” şarkısıyla ya da Narkoz, Deniz Sungur ve Gazapizm’le yaptığı “Kaç İstersen” düetiyle uzun süre haşır neşir olmuştum. Ardından gelen “Kayıp Şarkılar” albümü de Sinci’nin söz yazarlığı ve rhymeları için başka kapılar aralamış gibi görünmüştü bana. Tarzı, hikayelerini nasıl anlattığı kadar, hikayelerindeki üslubuyla da alakalı. Söz yazma tekniğini o denli geliştirdi ki, üst üste kafiyeleri, sözcük dağarcığı, betimlemeleri onu son yıllarda Türkçe Rap’te parmakla gösterilen bir MC haline getirdi.
Masanın diğer ucunda oturan Farazi de şölenini giderek renklendiriyor. Üst üste yayımladığı enstrümantal işlerle sadece bir beatmaker değil ne denli önemli bir composer olduğunu zaten ispatlamıştı. Savai ile ortak çalışmaları “Red Wine Killaz: Trakya Manevraları” albümünde öyle işler dinlemiştik ki, albümün enstrümental versiyonu yayımlandığında eminim mutlu olan tek kişi ben değildim.
“Zaman Sinekleri” albümünde ikilinin yakaladığı ahenk, anlatılan hikayelerin bile hepsinden kıymetli. Ülkede Rap müzikte bir sürü iyi ikiliye şahit olmuştuk. Fakat birinin müziğiyle, birinin de sözüyle yarattığı böylesi bir ahengi her zaman bulmak zor. Bu sebeptendir ki bu ahengi yakalayan herkes albümle uzun uzun mesailer yapacaktır.
“Beslenme Çantası” şarkısında Ahmet isimli gariban bir çocuğun hikayesindeki anlatım, olsa olsa modern zamanların ozanlığı olarak nitelendirilir. Şarkının müthişliği, Sorgu’nun da düetiyle katmerleniyor.
Albümdeki düetlerden biri de belki son yılların en büyük sürprizini sunuyor. Raziel Nisroc müziğe geri dönmüş. “Mekan-ı Cehennem” albümünü, Da Poet ile “Susma” düetini ya da “Sert Ünsüzler” projesini hala döndüre döndüre dinleyen birisi olarak Raziel’in Rap müzikte olmayışının büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyordum. “Zaman Sinekleri” şimdi büyük Türkçe Rap masasına bir tabak daha koyuyor. İyi ki! Çok sık üretse de pek çok zaman eski tadını alamadığım Sansar Salvo da bu albümle 2000’lerin ortasına döndürüyor dinleyiciyi.
Başka bir not da Farazi’nin yer aldığı işlerin kapaklarındaki estetik. Kapaklar, en az içerik kadar özenle seçiliyor, içeriğe dair ciddi ipuçları taşıyor.
Albüm bir bütün resimde “kırılmış bir nar gibi”. Etrafa saçılan her tanesinde insan hikayesi, sokağın yalnızlığı, kalabalıkların gürültüsü ve Rap’in sertliği var.
Yorum bırakın