Yeni Zelanda’nın Covid-19 başarısı: Eliminasyon stratejisi

Eliminasyon stratejisinin alternatif olan hafifletme veya baskılama yaklaşımlarına göre sunduğu iki önemli avantaj var. Erken başlanması halinde daha az vaka ve ölüm yaşanır ve başarılı olunursa da daha net ve daha hızlı bir çıkış yolu sunar. Gelecekteki tüm senaryolarda olduğu gibi, iyimserlik dikkatli bir biçimde dengelenmelidir. Elbette ki dünya Covid-19 tehdidini daha iyi yönetmek için aşı ve antiviraller gibi yeni araçlara ihtiyaç duyacağının farkına varmalıdır.

Prof. Dr. Michael Baker – Prof. Dr. Nick Wilson / Otago Üniversitesi
Guardian’dan çeviren Burak Abatay

Epidemolojistler, kolera salgının bitmesinde büyük rol oynayan anestezi ve medikal hijyenin atalarından ünlü bilim insanı John Snow’u yad etmeye bayılırlar.

Covid-19 salgını karşısında aynı tür belirleyici eylemlerde biz de bulunmalıyız. Ancak batı ülkeleri, muazzam bilimsel bilginin ve pandemik kontrol için modern araçlarının avantajlarına rağmen, bunu yapmak için oldukça yavaş kaldı.

Yeni Zelanda*, ülke sınırları içinde Covid-19’un yayılımını tamamen sona erdirmek amacıyla eklemli eliminasyon stratejisini takip eden tek “batı” milleti gibi görünüyor. Stratejileri de işe yarıyor gibi, her geçen gün yeni vaka sayıları düşüyor. Vakaların çoğu da ülkelerine geri dönen ve güvenli bir biçimde karantinaya alınan gezginler. Toplumda kalan az sayıda vaka da takip ediliyor. Ama elbette virüse karşı zafer ilan etmek elbette ki çok erken. Ülke de bunun farkında ve bu yüzden sıkı bir tecrit uyguluyor.

Yeni Zelanda, virüse karşı mücadeleyi mart ortasında başlatmıştı. O ana kadar ülke Avustralya’nın stratejisine benzer bir yaklaşım sergiledi. İki ülke de grip salgınlarını yönetmeye dayanan pandemi stratejisine sahipti. Her ikisi de sınır kısıtlaması uygulamasına sahipti. 15 Mart’tan sonra ise ülkeye dönenler için 14 günlük öz-izolasyon önlemleri getirildi. Vakaların önüne geçebilmek için temas edilen insanlara yönelik de izleme uygulamalarına gidildi.

Eliminasyon stratejisi

Ama sonrasında Yeni Zelanda ve Avustralya bu ortak stratejiden ayrıldı ve Yeni Zelanda 23 Mart’ta yeni bir “eliminasyon (itrah) stratejisi”ne döndü. Her iki ülkenin de o ana kadar nispeten daha düşük vaka sayıları vardı. Yeni Zelanda 102 vaka ve sıfır ölüm; Avustralya ise 1396 vaka ve 10 ölüm bildirmişti. Tam da o gün Başbakan Jacinda Ardern, sosyal mesafe ve seyahat kısıtlama önlemlerini artıracağını duyurdu. 26 Mart’ta da ülkeye kilit vurmaya karar verdiler.

Eliminasyon yaklaşımını almak pandemik influenzayı hafifletmekten çok daha farklıdır. Azaltma ile, pandemi ilerledikçe tepki artar ve okul kapanması gibi daha yoğun önlemler genellikle “pik noktasını düzleştirmek” için yedek önlem olarak cepte tutulur. Aksine, eliminasyon yöntemiyle hastalığın ortadan kaldırılması, hastalığın bulaşmasını önlemek için erken alınan güçlü müdahaleler kullanarak salgın silsilesini kısmen tersine çevirir.

Yeni Zelanda’nın bu tecrite çeşitli nedenlerle ihtiyacı vardı. Hükümet, ülkeyi bir ay boyunca kitlesel ev karantinasına etkili bir şekilde koyarak Covid-19 yayılımının birçok zincirini yok etti. Bu dönem, eliminasyon stratejisinin işe yaraması için gereken kritik önlemleri arttırmak için bize yeterli zamanı verdi. (Neydi onlar? Sınırlarda daha titiz karantina, genişletilmiş test ve temas izleme; eliminasyonun ne zaman gerçekleştirildiğine dair güvence sağlamak için ek gözetim önlemleri). Nüfusun viral bulaş zincirlerini yok etmek için gereken sosyal mesafeli davranışlara hızla bağlı kalmasını sağlamanın tek yolu da muhtemelen budur. Zira Yeni Zelanda halkı daha önce hiç büyük bir salgın yaşamamış ve Asya’daki birçok ülkenin aksine SARS’tan çok az etkilenmiş bir nüfustu.

Alternatifler neler?

Eliminasyon stratejisinin önemli bir itici gücüyse, bu yöntemin alınabilecek en az kötü karar olduğu yönündeki olumlu kanıtlardı. Mesela, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) gripten farklı olarak Covid-19’un SARS’a benzediği ve bütün bir topluma bulaşmasının ardından dahi ortadan kaldırılabileceğini söyleyen Çin raporunun bize anlattıkları önemliydi. Öte yandan Covid-19 salgınında Güney Kore, Singapur, Tayvan ve Hong Kong’un da içinde olduğu bazı Asya ülkelerinin göreli başarılarını da gözlemledik.

Batı ülkelerinde, sağlık hizmetleri Avrupa çapında bunalıma sürüklenirken, “eğriyi düzleştirme” ve salgını azaltma stratejisinin başarısız olduğu anlaşılmaktadır. Bu ülkeler giderek vakaları yönetilebilir seviyeye düşürecek bir baskılama stratejisine geçiyorlar. Ancak bu durum da antiviralleri ya da aşısını beklediğimiz her gün, tecrit maliyetlerini artıracaktır.

Diğer ülkeler de eliminasyona geçmeliler mi?

Teorik olarak, herhangi bir yargı yetkisi Covid-19’un ortadan kaldırılmasını sağlayabilir. Hatta New England’da yayımlanan bir tıp dergisi ABD’ye bunu önerdi. Eliminasyonun en uygun olduğu ülkeler, sınırlarını sıkı bir şekilde yönetebilen, sürekli yüksek hacimli test ve temas takibi için kaynaklara sahip olan ve salgın zincirlerini ortadan kaldırmak için gerekli olabilecek tecritleri uygulayabilen ülkelerdir. Avustralya da bu koşulların tamamını karşılıyor. Ve eliminasyon hala olası seçeneklerden bir tanesi. Birçok düşük ve orta gelirli ülke için, maalesef şu anda eliminasyon muhtemelen bir seçenek değil.

Ne yazık ki, garanti edilmesi daha zor olan kritik bir başarı faktörü de yüksek kaliteli siyasi liderliktir. Ardern’in parlak, kararlı ve insancıl liderliği, Yeni Zelanda’nın Covid-19’a verdiği yanıt ve eliminasyon stratejisinin son derece etkili bir şekilde uygulanmasıyla hızlı bir şekilde değişmesinde etkili oldu.

Bununla birlikte, tecrit Yeni Zelanda için büyük kısa vadeli sosyal ve ekonomik maliyetlere sahiptir. Özellikle Māori ve Pasifik nüfus ile düşük gelirli Yeni Zelandalılar da dahil olmak üzere yoksul halk için zor olacaktır. Yeni Zelanda Hükümeti’nin yanıtı ise bu grupları korumak için büyük bir ekonomik destek paketi oldu. Duyurulan paket kira artışları ve tahliyeler üzerindeki kısıtlamalar da dahil olmak üzere bir dizi önlem içerdi.

Ama her şeye rağmen Yeni Zelanda, umarım küçük bir ihtimal olarak kalacak olan, stratejisinin başarısız olması ihtimali için de bir plana ihtiyacı var. Öyle bir durumda baskılama veya hafifletme gibi stratejileri uygulayacaktır. Bu diğer stratejilerle, korunmasız nüfusu (özellikle yaşlılar ve kronik rahatsızlıkları olanlar) enfeksiyondan korumak için hedeflenmiş tedbirler alarak ölüm oranını önemli ölçüde azaltma potansiyeli de vardır. Covid-19’lu hastaların sayısındaki dalgalanmayı daha iyi yönetmek için sağlık sistemini yükseltip geliştirmeye devam etmek de önemlidir.

Daha fazla yatırıma ihtiyaç var

Eliminasyon stratejisinin alternatif olan hafifletme veya baskılama yaklaşımlarına göre sunduğu iki önemli avantaj var. Erken başlanması halinde daha az vaka ve ölüm yaşanır ve başarılı olunursa da daha net ve daha hızlı bir çıkış yolu sunuyor. Gelecekteki tüm senaryolarda olduğu gibi, iyimserlik dikkatli bir biçimde dengelenmelidir. Elbette ki dünya Covid-19 tehdidini daha iyi yönetmek için aşı ve antiviraller gibi yeni araçlara ihtiyaç duyacağının farkına varmalıdır.

Eğer John Snow, 2020 dünyasına yukarıdan bir yerden baksaydın, bu dünyadan etkilenmezdi. Küresel sağlığa yönelik diğer tehditlerde olduğu gibi pandemi ile tıpkı tarih derslerinde öğrendiğimiz gibi yetersiz olduğumuz sinir bozucu bir şekilde görünüyor. Temel bir ders, pandemi ve daha az ciddi sağlık tehditlerini daha iyi yönetmek için tüm ülkelerde halk sağlığı altyapısına daha fazla yatırım yapılması gerektiğidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s